Elindeki
poşetlerle lüks bir mağazadan çıkmış, az ötedeki arabasına doğru bir manken
edasıyla yürüyordu. Parlak kırmızı renkli, göğüs dekolteli bluzu ve mini
eteğiyle caddedeki tüm erkeklerin - muhtemelen erkeklerden de fazla kadınların
- dikkatini çektiğinin farkındaydı. Uzun topuklu beyaz ayakkabıları ve aynalı gözlükleri
de onu pek bir havalı kılıyordu. “Var mı
benden daha güzeli?” der gibi bir hâli vardı.
Dikkat
çekmekten tarifsiz bir haz alıyordu. Bu dünyada var olduğunu bu yolla
hissediyordu. Etraftaki insanların hayranlık ve kıskançlık dolu ya da kınayıcı
bakışları egosunun gıdasıydı..
Üstü
açık BMW’sine bindi. Kalabalık trafikte ağır ağır yol alırken kaldırımlardaki
insanlara tiksintiyle baktı. Dünyada ne kadar çok lüzumsuz, sefil yaratık
vardı! Karınca sürüsü gibiydiler! Her yeri istila etmişlerdi. Onlardan hiçbir
yerde rahat yoktu..
Bunları
düşünürken küçümsediği ve aşağılık bulduğu o insanlara hava atmaya çalıştığını aklına
bile getirmiyordu.. Hava atmakla aslında onları fazlasıyla kaale almış oluyordu,
ama bunu fark edecek kadar derin düşünmeye ihtiyaç duymuyordu.
Şatafatlı
vitrinlerden, pahalı markalardan, lüks restoranlardan, tüketim çılgınlığından
ve yüzeysel ilişkilerden ibaret sahte bir hayatı vardı.
Altındaki
BMW’si, Boğaz’daki yalısı, limitsiz kredi kartları ile gardrobundaki çoğunu ne
zaman aldığını hatırlamadığı sayısız kıyafet, çanta ve ayakkabıları ona bu
dünyada kendisini güvende hissettiriyordu. Kendisi gibi yüksek sosyeteye mensup
arkadaşlarıyla birlikte gece partilerinin aranılan müdavimlerindendi.
Bu
renkli ve cazip hayatta mutlu olduğunu sanıyordu, ancak yanılıyordu..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder