Sayfalar

11 Nisan 2013 Perşembe

Zuhal




Elindeki poşetlerle lüks bir mağazadan çıkmış, az ötedeki arabasına doğru bir manken edasıyla yürüyordu. Parlak kırmızı renkli, göğüs dekolteli bluzu ve mini eteğiyle caddedeki tüm erkeklerin - muhtemelen erkeklerden de fazla kadınların - dikkatini çektiğinin farkındaydı. Uzun topuklu beyaz ayakkabıları ve aynalı gözlükleri de onu pek bir havalı kılıyordu. “Var mı benden daha güzeli?” der gibi bir hâli vardı.

Dikkat çekmekten tarifsiz bir haz alıyordu. Bu dünyada var olduğunu bu yolla hissediyordu. Etraftaki insanların hayranlık ve kıskançlık dolu ya da kınayıcı bakışları egosunun gıdasıydı..



Üstü açık BMW’sine bindi. Kalabalık trafikte ağır ağır yol alırken kaldırımlardaki insanlara tiksintiyle baktı. Dünyada ne kadar çok lüzumsuz, sefil yaratık vardı! Karınca sürüsü gibiydiler! Her yeri istila etmişlerdi. Onlardan hiçbir yerde rahat yoktu..

Bunları düşünürken küçümsediği ve aşağılık bulduğu o insanlara hava atmaya çalıştığını aklına bile getirmiyordu.. Hava atmakla aslında onları fazlasıyla kaale almış oluyordu, ama bunu fark edecek kadar derin düşünmeye ihtiyaç duymuyordu.

Şatafatlı vitrinlerden, pahalı markalardan, lüks restoranlardan, tüketim çılgınlığından ve yüzeysel ilişkilerden ibaret sahte bir hayatı vardı.

Altındaki BMW’si, Boğaz’daki yalısı, limitsiz kredi kartları ile gardrobundaki çoğunu ne zaman aldığını hatırlamadığı sayısız kıyafet, çanta ve ayakkabıları ona bu dünyada kendisini güvende hissettiriyordu. Kendisi gibi yüksek sosyeteye mensup arkadaşlarıyla birlikte gece partilerinin aranılan müdavimlerindendi.

Bu renkli ve cazip hayatta mutlu olduğunu sanıyordu, ancak yanılıyordu..

Hiç yorum yok: