Sayfalar

11 Nisan 2013 Perşembe

KEDİ BAKIMI.. 26 Ekim 2009




Bundan yaklaşık bir sene önceydi...

Bir cuma günü kalıcı konutlardaki evimin bahçesinde minnacık bir kedi yavrusunun acı acı miyavladığını işittim. Küçüklükten beri severim kedileri. Hele kedi yavruları o masum halleriyle beni adeta çıldırtır.

Faydam dokunur düşüncesiyle yavruyu bulmak istedim. Kıyı bucak ne kadar aradımsa da bahçeyi, bir türlü izine rastlayamadım. Sesi yakınlardan geliyordu oysa ki. Çalıların otların arasına, park etmiş araçların altlarına, akla gelebilecek her yere baktımsa da bulamadım.

Neden sonra, tam vazgeçecekken, araçlardan birinin altında, tekerleğin arkasına sinmiş halde çıkıverdi karşıma. O minik ve çaresiz haliyle nasıl saklanabilmişti, anlamamıştım.



Belli ki en fazla iki-üç haftalıktı. Annesini kaybetmişti ve tehlikelerle dolu şu zalim dünyada tamamiyle savunmasız, yapayalnız kalmıştı.

Alıp eve götürdüm, eşimin kedilerden rahatsız olduğunu bildiğim halde. Bir kaç hafta balkonda baktık, ancak aklı ermeye başladıkça evin her yerini gezer oldu. Ayakaltında dolaşmaktan, koltukları tırmalamaktan ve bilhassa üstümüze saldırmaktan hınzırca bir keyif alıyordu.

Evde zaptedemeyeceğimizi anlamıştık.. Bir haftasonu, annemle babam bakabilirler düşüncesiyle Düzce’ye, köye götürdüm yavruyu. Köy yerinde hayvan dilediği gibi gezer, acıkınca da eve gelir, hayatı kurtulur diye ummuştum.

İlk başlarda hakikaten de öyle oldu; yavru köyün rahatlığı ve annemin titiz bakımıyla kısa sürede avcı bir pantere dönüştü; mesela bir keresinde maharetli ve tecrübeli kediler gibi bir kuş yakaladığında şaşırttı bizi.

Ne var ki.. gel zaman git zaman, mahalledeki sokak kedilerinin hışmına uğrar oldu bizimkisi.

Kavgada bir iki kez altta kalınca hayvanın psikolojisi çöktü hemencecik. Öteki kabadayı kedileri her rastgelişimizde taşla, sopayla – bir yerlerini incitmeden – kovalasak da, bu, çare olmadı. Bizimkisi bir insan yavrusu gibi nazik bakılıp büyütülmüş bir ‘muhallebi’ kedisiydi; çöplükten bir parça kemik kapmak için birbirlerini parçalayan vahşi sokak kedileriyle kavgada tek yapabildiği kaçıp tatlı canını kurtarmaktı, kurtarabilirse..

Bir sabah kanlar içinde kapıya gelmiş, annem anlattı. Mahallenin kıskanç ve kızgın erkek kedileri boğazlamış bizimkini. (Oysa ki, köyün küçük dişi kedileriyle gayet iyi anlaşmıştı!..) Evde itinayla bakılan kedimizi bir hınçla linç etmek istemişler sanki.. Kaderlerine duydukları öfkeyi bizim kediden çıkartmışlar kaşla göz arasında..

O gün bu gün travmayı atlatamadı. Yaralarına ilaç püskürttük, vitaminli kedi maması verdik, fayda etmedi. Hayata küskün, tırsık ve aciz bir kedi oldu çıktı.

Geçenlerde tekrar kan revan içinde bırakmışlar bizimkini. Annemle babam kara kara düşünüyorlar bu kediyi ne yapacağız diye. Tabii, başlarına bu derdi açan bendeniz de..


Kediye iyilik ettik güya; koruduk kolladık, baktık, büyüttük..

Oysa ki..

Bilemedik ki, tabiat kanunudur..  kediyi kanatlarımızın altına alınca, kendi kanatları gelişemedi haliyle.. güçsüz, kırılgan kaldı..

Şunu anladık ki, siz evde sevdiklerinizin ne kadar üstüne titrerseniz titreyin, dışarıda hayatın kuralları bambaşka..


Ve.. birilerine iyilik yaptığınızı sanarken kötülük yapmış olabilirsiniz aslında..

Hiç yorum yok: