Bir cuma günü kalıcı konutlardaki evimin bahçesinde minnacık
bir kedi yavrusunun acı acı miyavladığını işittim. Küçüklükten beri severim
kedileri. Hele kedi yavruları o masum halleriyle beni adeta çıldırtır.
Faydam dokunur düşüncesiyle yavruyu bulmak istedim. Kıyı
bucak ne kadar aradımsa da bahçeyi, bir türlü izine rastlayamadım. Sesi
yakınlardan geliyordu oysa ki. Çalıların otların arasına, park etmiş araçların
altlarına, akla gelebilecek her yere baktımsa da bulamadım.
Neden sonra, tam vazgeçecekken, araçlardan birinin altında,
tekerleğin arkasına sinmiş halde çıkıverdi karşıma. O minik ve çaresiz haliyle nasıl
saklanabilmişti, anlamamıştım.
Belli ki en fazla iki-üç haftalıktı. Annesini kaybetmişti ve
tehlikelerle dolu şu zalim dünyada tamamiyle savunmasız, yapayalnız kalmıştı.
Alıp eve götürdüm, eşimin kedilerden rahatsız olduğunu
bildiğim halde. Bir kaç hafta balkonda baktık, ancak aklı ermeye başladıkça
evin her yerini gezer oldu. Ayakaltında dolaşmaktan, koltukları tırmalamaktan
ve bilhassa üstümüze saldırmaktan hınzırca bir keyif alıyordu.
Evde zaptedemeyeceğimizi anlamıştık.. Bir haftasonu, annemle
babam bakabilirler düşüncesiyle Düzce’ye, köye götürdüm yavruyu. Köy yerinde
hayvan dilediği gibi gezer, acıkınca da eve gelir, hayatı kurtulur diye
ummuştum.
İlk başlarda hakikaten de öyle oldu; yavru köyün rahatlığı
ve annemin titiz bakımıyla kısa sürede avcı bir pantere dönüştü; mesela bir
keresinde maharetli ve tecrübeli kediler gibi bir kuş yakaladığında şaşırttı
bizi.
Ne var ki.. gel zaman git zaman, mahalledeki sokak
kedilerinin hışmına uğrar oldu bizimkisi.
Kavgada bir iki kez altta kalınca hayvanın psikolojisi çöktü
hemencecik. Öteki kabadayı kedileri her rastgelişimizde taşla, sopayla – bir
yerlerini incitmeden – kovalasak da, bu, çare olmadı. Bizimkisi bir insan
yavrusu gibi nazik bakılıp büyütülmüş bir ‘muhallebi’ kedisiydi; çöplükten bir
parça kemik kapmak için birbirlerini parçalayan vahşi sokak kedileriyle kavgada
tek yapabildiği kaçıp tatlı canını kurtarmaktı, kurtarabilirse..
Bir sabah kanlar içinde kapıya gelmiş, annem anlattı. Mahallenin
kıskanç ve kızgın erkek kedileri boğazlamış bizimkini. (Oysa ki, köyün küçük
dişi kedileriyle gayet iyi anlaşmıştı!..) Evde itinayla bakılan kedimizi bir
hınçla linç etmek istemişler sanki.. Kaderlerine duydukları öfkeyi bizim
kediden çıkartmışlar kaşla göz arasında..
O gün bu gün travmayı atlatamadı. Yaralarına ilaç püskürttük,
vitaminli kedi maması verdik, fayda etmedi. Hayata küskün, tırsık ve aciz bir
kedi oldu çıktı.
Geçenlerde tekrar kan revan içinde bırakmışlar bizimkini. Annemle
babam kara kara düşünüyorlar bu kediyi ne yapacağız diye. Tabii, başlarına bu
derdi açan bendeniz de..
Kediye iyilik ettik güya; koruduk kolladık, baktık,
büyüttük..
Oysa ki..
Bilemedik ki, tabiat kanunudur.. kediyi kanatlarımızın altına alınca, kendi
kanatları gelişemedi haliyle.. güçsüz, kırılgan kaldı..
Şunu anladık ki, siz evde sevdiklerinizin ne kadar üstüne
titrerseniz titreyin, dışarıda hayatın kuralları bambaşka..
Ve.. birilerine iyilik yaptığınızı sanarken kötülük yapmış
olabilirsiniz aslında..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder