Bir
atölye işletiyordu. Hâli vakti yerindeydi. Emrinde kırk küsur adam çalıştırıyordu.
Ceberut herifin tekiydi. Kendinden güçlülere yalakalık, güçsüzlere zorbalık
ederdi. İşçilerinin anasını ağlatırdı. Menfaati için kaç takla atardı.
Hayattaki ilk düsturu, ‘Gemisini yürüten
kaptan!’dı.
Kısa
boylu, şişman yapılıydı. Kalıbından beklemezdiniz, ancak bir esip gürledi mi
kaçacak delik arardınız. Bir meramınızı anlatmak isteseniz, dinlemez, suratınıza
çemkirirdi. Her hususta ezelden ebede o haklıydı.
Astığım astık, kestiğim kestikti. Küçük bir davranışını eleştirseniz, annesine
sövülmüş gibi kükrerdi. Bir sözüne itiraz edecek olsanız bu dik başlılığınızı! fena
ödetirdi size.
Bir
kez hırslandı mı, kalp kırmak, küstürmekle kalmaz, yakası açılmadık küfürler yağdırırdı
ortalığa. Bir keresinde, “Rezil herif!” diyerek yanında çalışan adamlardan
birinin yüzüne tükürmüştü ulu orta. Daha da ne hakaretler etmişti. Adamcağızın ekmek
derdine gıkı çıkmamıştı.
Kendisini
kimsenin erişemeyeceği kadar yükseklerde görür, herkesin de öyle görmesini
beklerdi. O mükemmel insandı, hatasızdı, kusursuzdu. Hareketlerini ve sözlerini
- bir peygambere aitmişçesine - tartışamazdınız. Sanki onu sorgulamak Tanrı’yı
sorgulamaktı..
Ona
kalırsa, hiç kimse işini düzgün yapmıyordu. Adamları hep işten kaytarıyordu.
Toptancı ona kazık atıyordu. Müşteriler hep pazarlıkçıydı.. Taksi tutacak olsa,
taksici illa ki uzun yoldan götürürdü. Hiç kimseye güvenilmezdi. Hayattaki
ikinci düsturu, ‘Bu devirde babana bile
güvenmeyeceksin!’di..
Gene,
kendisine kalırsa, adam gibi! adamdı o. Bu atölyeyi yoktan var etmişti!! Gece
gündüz yorulmak bilmeden çalışmış, işi bu günlere getirmişti..
Mazisini
bilenlere göre ise, kaçakçının, rüşvet verenin, üç kağıtçı ve madrabazın önde
gideniydi. İşleri kılıfına uydurur, kaçak işçi çalıştırır, devletten vergi
kaçırırdı.
En
sevdiği film, defalarca izlediği ‘Baba’
üçlemesiydi. Yalakalık edenler kendisini Marlon Brando’ya benzettiklerinde
bundan müthiş bir haz alırdı.
***
İşçileri
köle gibi çalıştırıyor, zavallı insanlara nefes aldırtmıyordu. Para güç
demekti. Bu dünyada parası olanın borusu öterdi. Bu yüzden çok ama çok parası
olmalıydı ve işçiler durup dinlenmeden çalışmalı, onu bir servet sahibi
yapmalıydı! Açgözlülüğü hiçbir şekilde tatmin olmuyordu zira. Hayatında
Machiavelli’nin adını bile duymamıştı, ama insan tabiatı ne de olsa çağdan çağa
değişmiyordu; hedefe ulaşmak için izlenecek her türlü yol mübahtı!..
Her
zaman, elde edebileceği meşru kazançtan fazlasına gözünü dikmişti. Kazancını
faize, repoya yatırıyor, ailesine krizde zarar ettiğini söylüyor, onlara çok az
para veriyordu. Karısı ve üç çocuğu varlık içinde yokluk çekiyorlardı.
Karısı
yıllar yılı beddua ettiği bu adama çocuklarının hatrına katlanmış, alttan
almıştı. Hâlâ yıllar önce ilk kiraya çıktıkları o küçük evde oturuyorlardı. Büyük
oğulları lisede son sınıftaydı, üniversite sınavına hazırlanıyordu. Kızları Lise
1’de, küçük oğulları da İlkokul 5’teydi.
***
Bir
metresi vardı. Dubleks bir villa satın almıştı ona. Birlikte içkili bir
eğlenceden döndükleri bir gece ayağı takılıp villanın merdivenlerinden aşağı tepetaklak
yuvarlandı. Bir kaç kaburgası kırıldı, beli incindi.
Kaldırıldığı
hastanede belden aşağısının felç kalabileceği söylendi kendisine..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder