Anne
ve babasının teşvikiyle küçük yaştan itibaren okuma alışkanlığı kazanmış, zamanla
tüm hayatı kitaplardan kurulu hâle gelmişti. Yetişme çağlarında, çoğu kez, vaktini
akranlarıyla geçirmektense kitapların dünyasını tercih etmiş, gitgide tam bir
kitap kurdu olup çıkmıştı..
Ve..
artık yazmak istiyordu!..
Ama
ne yazacağını bilmiyordu. Tek bildiği, yazmak istediğiydi..
Kafasında
soru işaretleri vardı.. İnsan neden yazmak isterdi ki?.. Kimler bu istekten
muzdarip olurdu? Her yazarın yazma sebebi aynı mıydı? Yoksa farklı farklı
sebeplerden mi yazıyorlardı yazarlar? O, kendi sebebini bulabilecek miydi
pekiyi?.
Yazarlar
hayatın acı gerçekleriyle yüzleşmekten mi kaçıyorlardı?.. Hayatı yaşamaktan
korktukları için mi kendi dünyalarına çekilip yazmayı tercih ediyorlardı?..
Dışarıda akıp giden hayat tehlikelerle mi doluydu?..
Ya
da tam tersi.. Dertlerle, çaresizliklerle, korkularla yüzleşebilme cesareti mi
gerektiriyordu yazarlık?..
Birisi
bir kitap yazınca ne değişiyordu dünyada?.. Yazarın insanlar arasında itibarı
mı artıyordu?.. Başı göğe mi eriyordu?..
Yazılmasa,
pekiyi, o kitap ne olurdu? Yeryüzünden bir kitap eksik olsa?.. Hiç var
edilmese?.. Yoklukta kalsa?..
Bir
hayat hiç yaşanmamış olsa ne değişirdi pekiyi? Bu kadar insan gelmiş geçmişti
dünyadan, hâlâ da kaç milyar insan yaşamaktaydı.. İçlerinden biri hiç
yaratılmamış olsa, bu koca kâinatta ne fark ederdi?..
Zihnindeki
duyguları, düşünceleri, imgeleri, umutları, düşkırıklıklarını kağıda dökmek bir
teselli mi veriyordu insana?.. Hayatın acıları karşısında bir teselliye mi muhtaçtı
insan?.. (ki o öyle olduğunu düşünüyordu..)
Hakiki
teselli neydi, neredeydi?..
Ve
de..
Teselliye muhtaçlıktan kurtulabilir miydi insan?..
***
Tek
düşüncesi - âdeta saplantısı – yazmak olduğu hâlde aylardır tek bir kelime bile
yazamamış, ne zaman bir ilham hissiyle kalem-kağıdı eline alsa bir şeylerin
kendisini alıkoyduğunu hüsranla anlamış, ancak kaleminin kilidini açacak
anahtarın ne olduğunu şuurlu zihniyle bulamamıştı.
Bu
kafa karışıklığından ancak felsefenin kâlbine daldığı takdirde
kurtulabileceğini hissettiriyordu bilinçaltı kendisine. Lâkin, felsefe balta
girmemiş bir ormandı ve bu ormanda kaybolmamak için muteber bir kılavuzun
rehberliği lâzımdı..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder