Sayfalar

11 Nisan 2013 Perşembe

Ayça




Anne ve babasının teşvikiyle küçük yaştan itibaren okuma alışkanlığı kazanmış, zamanla tüm hayatı kitaplardan kurulu hâle gelmişti. Yetişme çağlarında, çoğu kez, vaktini akranlarıyla geçirmektense kitapların dünyasını tercih etmiş, gitgide tam bir kitap kurdu olup çıkmıştı..

Ve.. artık yazmak istiyordu!..

Ama ne yazacağını bilmiyordu. Tek bildiği, yazmak istediğiydi..

Kafasında soru işaretleri vardı.. İnsan neden yazmak isterdi ki?.. Kimler bu istekten muzdarip olurdu? Her yazarın yazma sebebi aynı mıydı? Yoksa farklı farklı sebeplerden mi yazıyorlardı yazarlar? O, kendi sebebini bulabilecek miydi pekiyi?.



Yazarlar hayatın acı gerçekleriyle yüzleşmekten mi kaçıyorlardı?.. Hayatı yaşamaktan korktukları için mi kendi dünyalarına çekilip yazmayı tercih ediyorlardı?.. Dışarıda akıp giden hayat tehlikelerle mi doluydu?..

Ya da tam tersi.. Dertlerle, çaresizliklerle, korkularla yüzleşebilme cesareti mi gerektiriyordu yazarlık?..  

Birisi bir kitap yazınca ne değişiyordu dünyada?.. Yazarın insanlar arasında itibarı mı artıyordu?.. Başı göğe mi eriyordu?..

Yazılmasa, pekiyi, o kitap ne olurdu? Yeryüzünden bir kitap eksik olsa?.. Hiç var edilmese?.. Yoklukta kalsa?..

Bir hayat hiç yaşanmamış olsa ne değişirdi pekiyi? Bu kadar insan gelmiş geçmişti dünyadan, hâlâ da kaç milyar insan yaşamaktaydı.. İçlerinden biri hiç yaratılmamış olsa, bu koca kâinatta ne fark ederdi?..

Zihnindeki duyguları, düşünceleri, imgeleri, umutları, düşkırıklıklarını kağıda dökmek bir teselli mi veriyordu insana?.. Hayatın acıları karşısında bir teselliye mi muhtaçtı insan?.. (ki o öyle olduğunu düşünüyordu..)

Hakiki teselli neydi, neredeydi?..

Ve de..

Teselliye muhtaçlıktan kurtulabilir miydi insan?..


***

Tek düşüncesi - âdeta saplantısı – yazmak olduğu hâlde aylardır tek bir kelime bile yazamamış, ne zaman bir ilham hissiyle kalem-kağıdı eline alsa bir şeylerin kendisini alıkoyduğunu hüsranla anlamış, ancak kaleminin kilidini açacak anahtarın ne olduğunu şuurlu zihniyle bulamamıştı.

Bu kafa karışıklığından ancak felsefenin kâlbine daldığı takdirde kurtulabileceğini hissettiriyordu bilinçaltı kendisine. Lâkin, felsefe balta girmemiş bir ormandı ve bu ormanda kaybolmamak için muteber bir kılavuzun rehberliği lâzımdı..

Hiç yorum yok: