birdenbire bir imge çakar
şimşek gibi, zihninizde... bir şeylere ait gizemli bir imge...
ve siz kilitlenirsiniz
artık o hayale... yakalamak için düşersiniz peşine... hayatınızın anlamı
oluverir belki... sizi sizden alır bir yerlere götürür... ve siz artık o eski
siz değilsinizdir...
bir haller olmuştur size...
yabancılaşmışsınızdır bu dünyanın renklerine, seslerine... hiç kimse sizi
anlayamaz... siz de kendinizi anlatamazsınız zaten hiç kimseye... bu, anlatılamaz
çünkü... kelimeler kifayetsiz kalır...
hayat kilitli kapılar
ardındadır... gerçek hayat... bilirsiniz...
o kapılardan birini
açacak anahtardır zihne düşen o imge... ruhunuzu adım adım tutsaklıktan özgürleştirecek...
bazen kendisini bir şiire
dönüştürüverir... bazen de bir öykü ya da romana... hani ‘hayatım bir roman’
denir ya... ya da şiir tadında hayatlar vardır... ve de... her insanın mutlaka bir
öyküsü...
işte her şey – koskoca
bir hayat- tek bir imgeye indirgenebilir varoluş itibariyle... sizi siz kılan o
çekirdek düşünceye...
“anlamı yok tüm sözlerin!”
sözün kalbe etkisi
herkesçe bilinir ya... neden bazı sözler bizi kıskıvrak yakalarken ötekilerinin
hiçbir etkisi olmaz üzerimizde?... varoluş tellerimizi titretmezler de, o
yüzden mi?
hayatın büyülü akışı
içerisinde imgeler, sözler, hisler biriktiririz bellek çekmecelerimizde... farkında
olduğumuz ya da olmadığımız bir biçimde... kimi kullanışlıdır, kimi kullanışsız...
içlerinden biri arada bir kilitli bir kapıyı açar... çoğu ise çaresiz bırakır
bizi kapılar önünde...
incelikleridir bunlar
hayatın oysa ki...
dikenleri elimizi kanatan
bir gül gibi... belleğimizi kanatır bazı imgeler kilitli kaldıkça ruhun
kapıları...
yazmak ruhunuzu
keşfetmektir... açılmaktır bilinmedik, imgeler okyanusuna... bildik, alışkanlık
limanlarını terk etme yürekliliğiyle...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder