Gene günlerden bir gün.. Her
günkü gibi bir gün.. Hiçbir farkı yok ötekilerden.. Ne eksik, ne fazla..
Tıpatıp aynı işte.. Aynı tornadan çıkmışçasına..
Sabah gözlerimizi açınca
başlayıp gece yastığa baş koyuşumuzla biten..(Rüyaları saymazsak!..) Arada
geçen onca saat, dakika, saniye ve salise... ne fark yarattı hayatımızda?..
Tekdüze hayatlar
yaşamak.. bu tuzağa düşmek o kadar kolay ki...
Akıp giden bir nehir
midir zaman, değerini bilemediğimiz?.. Akan zaman mı, yoksa biz miyiz?..
Nedir Allah aşkına şu
hayat telaşesi dedikleri?.. Bizi biz olmaktan çıkaran... ya da tam tersi...
bizi biz yapan.. (ama hangi biz!..)..
Mecburiyetlerimiz,
vazifelerimiz, mesuliyetlerimiz derken arada isyanlarımız güme gidiyor... hayal
edip de yapamadıklarımız... içimizde kalanlar... yarınlara ertelediklerimiz...
“Ama karar ver, tutamıyorum zamanı!”
Şarkıdaki gibi gerçekten
bir şeylere karar mı vermeliyiz?.. Oysa,
zamanı tutası geliyor insanın hayattaki bazı kararları almaktansa..
Neden sonra, biz de, “Benim
mi Allah’ım bu çizgili yüz!” mü diyeceğiz?.. Değil mi ki yaşlılık var..
ölüm var.. Elimizi çabuk tutmalıyız... Zamanı tutmalıyız...
Ne var ki, tutulabilir mi
ki zaman?.. Ele avuca gelir mi?.. Hele de, bir yanılsamadan ibaretse...
Ama, siz bir de
tutulduğunu düşünsenize!... Olur ya hani o teknolojiye erişirse insanlık bir
gün.. Zaman tutulmuş ve bütün akış tek bir ana hapsolup kalmış.. Tekrar
çözülene kadar her şey kaskatı donmuş...
Tabii işin mecazi boyutu asıl
kastettiğimiz... bizi alakadar eden..
“Geçip giden zamanları bir yerlerde
bulsam!..”
Şarkılar olur çoğu derde
çare, en umarsız anlarda hislerimize tercüman.. Zaman en iyi şarkılarda tutulur
kanımca bu yüzden..
Zamanı tutmaktan ne
anlıyorsanız artık!..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder