Sayfalar

11 Nisan 2013 Perşembe

ZAMAN TUTULMASI 06 Ekim 2009



Gene günlerden bir gün.. Her günkü gibi bir gün.. Hiçbir farkı yok ötekilerden.. Ne eksik, ne fazla.. Tıpatıp aynı işte.. Aynı tornadan çıkmışçasına..

Sabah gözlerimizi açınca başlayıp gece yastığa baş koyuşumuzla biten..(Rüyaları saymazsak!..) Arada geçen onca saat, dakika, saniye ve salise... ne fark yarattı hayatımızda?..

Tekdüze hayatlar yaşamak.. bu tuzağa düşmek o kadar kolay ki...

Akıp giden bir nehir midir zaman, değerini bilemediğimiz?.. Akan zaman mı, yoksa biz miyiz?..

Nedir Allah aşkına şu hayat telaşesi dedikleri?.. Bizi biz olmaktan çıkaran... ya da tam tersi... bizi biz yapan.. (ama hangi biz!..)..



Mecburiyetlerimiz, vazifelerimiz, mesuliyetlerimiz derken arada isyanlarımız güme gidiyor... hayal edip de yapamadıklarımız... içimizde kalanlar... yarınlara ertelediklerimiz...

“Ama karar ver, tutamıyorum zamanı!”

Şarkıdaki gibi gerçekten bir şeylere karar mı vermeliyiz?..  Oysa, zamanı tutası geliyor insanın hayattaki bazı kararları almaktansa..

Neden sonra, biz de, “Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz!” mü diyeceğiz?.. Değil mi ki yaşlılık var.. ölüm var.. Elimizi çabuk tutmalıyız... Zamanı tutmalıyız...

Ne var ki, tutulabilir mi ki zaman?.. Ele avuca gelir mi?.. Hele de, bir yanılsamadan ibaretse...

Ama, siz bir de tutulduğunu düşünsenize!... Olur ya hani o teknolojiye erişirse insanlık bir gün.. Zaman tutulmuş ve bütün akış tek bir ana hapsolup kalmış.. Tekrar çözülene kadar her şey kaskatı donmuş...

Tabii işin mecazi boyutu asıl kastettiğimiz... bizi alakadar eden..

“Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam!..”

Şarkılar olur çoğu derde çare, en umarsız anlarda hislerimize tercüman.. Zaman en iyi şarkılarda tutulur kanımca bu yüzden..


Zamanı tutmaktan ne anlıyorsanız artık!..

Hiç yorum yok: