Sayfalar

11 Nisan 2013 Perşembe

Melih



Çelimsiz bir çocuktu. Yaşıtlarından da epeyce kısaydı. On altı yaşında ergenliğe henüz giriyordu. Dört sene önce geçirdiği ateşli eklem romatizması yüzünden hâlâ üç haftada bir penisilin iğnesi oluyordu. Annesi bu rahatsızlığından sonra âdeta üstüne titremiş, terleyip üşütmesin diye okulda beden eğitimi derslerine bile katılmasını istememişti.

Küçüklüğünden beri iştahsız bir çocuktu. Yemek yemekten nefret ediyordu. Sıklıkla boğaz enfeksiyonlarına yakalanıyor, yutkunurken boğazı acıdığı için yemek içmekten iyice kesiliyor, bu yüzden vücut direnci düşüyor, takatsiz kalıyordu.



Yaşıtları neşeyle koşup oynarlarken o bir kenarda oturup onların oyunlarını seyrediyordu çokça. Koşmaması, terlememesi gerekiyordu. Her an üşütüp hasta olabilirdi, ki bu felaketi olurdu. Bir kaç günde geçebilecek bir rahatsızlığı haftalarca atlatamaz, ateşi çıkar, yataklara düşerdi.

Diğer gürbüz ve sağlıklı çocukların yanında aşağılık duygusuna kapılıyordu. Arkadaşları gibi güçlü kuvvetli değildi. Yüzü hiç gülmüyor, hayattan keyif almıyor, hatta o yaşta hayatı sırtında bir yük gibi hissediyordu.

Bu hâl derslerini de etkiliyordu. Zeki bir çocuktu. Eskiden çalışkandı da. Bir zamanlar okulda parmakla gösterilirdi..

Ne var ki, o kış bacak eklemleri iltihaplanmış ve o kadar kötü ağrımıştı ki adım bile atamamıştı. Az kalsın, iltihap kalbine de vuracakmıştı. Üç hafta hastanede kalmış, sabah akşam aspirin yutmuş, penisilin yemişti. İlk zamanlar yürümek şöyle dursun, kımıldatamamıştı bile bacaklarını.

O rahatsızlıktan sonra asla eskisi gibi olmadı.. Kendisini hep güçsüz ve aciz hissetti. Arkadaşlarının yanında kendisini eksik hissetti. Okula ve derslere küstü, hayata küstü..

Arkadaşları serpilip boy atarlarken o hiç uzamadı, küçük, sıska bir çocuk olarak kaldı. Artık okulda alay konusu oluyordu..

Yeni yeni çıkmaya başlayan bıyık ve sakalları, çatallaşan sesleri ve hızla gelişen atletik vücutlarıyla yaşıtları okuldaki kızlarla alâkadar olurken, o cılız vücuduyla asla böyle bir şeye cesaret edemez, kendisini zavallı bir hilkat garibesi gibi hissederdi.

Kendisini değersiz görüyordu..

İlkokuldan beri aşık olduğu bir kız vardı. Adı Filiz’di. Aynı liseye gidiyorlardı. Filiz son bir kaç senede gelişkin, alımlı bir genç kız olmuş, okulun basketbol takımındaki bir çocukla flört etmeye başlamıştı.

Bir gün, teneffüs vakti kalabalık okul bahçesinde tek başına dolaşırken Filiz ile çıktığı o çocuğu gördü. Gözlerden uzak bir köşede, ağaçların altında gayet samimi bir havadaydılar..

O an kendisini o kadar mağlup, o kadar yıkılmış hissetti ki, bu dünyada kesinlikle bir hiç olduğuna inandı..

Hiç yorum yok: