Çelimsiz
bir çocuktu. Yaşıtlarından da epeyce kısaydı. On altı yaşında ergenliğe henüz
giriyordu. Dört sene önce geçirdiği ateşli eklem romatizması yüzünden hâlâ üç
haftada bir penisilin iğnesi oluyordu. Annesi bu rahatsızlığından sonra âdeta üstüne
titremiş, terleyip üşütmesin diye okulda beden eğitimi derslerine bile
katılmasını istememişti.
Küçüklüğünden
beri iştahsız bir çocuktu. Yemek yemekten nefret ediyordu. Sıklıkla boğaz
enfeksiyonlarına yakalanıyor, yutkunurken boğazı acıdığı için yemek içmekten
iyice kesiliyor, bu yüzden vücut direnci düşüyor, takatsiz kalıyordu.
Yaşıtları
neşeyle koşup oynarlarken o bir kenarda oturup onların oyunlarını seyrediyordu
çokça. Koşmaması, terlememesi gerekiyordu. Her an üşütüp hasta olabilirdi, ki
bu felaketi olurdu. Bir kaç günde geçebilecek bir rahatsızlığı haftalarca
atlatamaz, ateşi çıkar, yataklara düşerdi.
Diğer
gürbüz ve sağlıklı çocukların yanında aşağılık duygusuna kapılıyordu.
Arkadaşları gibi güçlü kuvvetli değildi. Yüzü hiç gülmüyor, hayattan keyif
almıyor, hatta o yaşta hayatı sırtında bir yük gibi hissediyordu.
Bu
hâl derslerini de etkiliyordu. Zeki bir çocuktu. Eskiden çalışkandı da. Bir
zamanlar okulda parmakla gösterilirdi..
Ne
var ki, o kış bacak eklemleri iltihaplanmış ve o kadar kötü ağrımıştı ki adım
bile atamamıştı. Az kalsın, iltihap kalbine de vuracakmıştı. Üç hafta hastanede
kalmış, sabah akşam aspirin yutmuş, penisilin yemişti. İlk zamanlar yürümek
şöyle dursun, kımıldatamamıştı bile bacaklarını.
O
rahatsızlıktan sonra asla eskisi gibi olmadı.. Kendisini hep güçsüz ve aciz
hissetti. Arkadaşlarının yanında kendisini eksik hissetti. Okula ve derslere
küstü, hayata küstü..
Arkadaşları
serpilip boy atarlarken o hiç uzamadı, küçük, sıska bir çocuk olarak kaldı. Artık
okulda alay konusu oluyordu..
Yeni
yeni çıkmaya başlayan bıyık ve sakalları, çatallaşan sesleri ve hızla gelişen
atletik vücutlarıyla yaşıtları okuldaki kızlarla alâkadar olurken, o cılız vücuduyla
asla böyle bir şeye cesaret edemez, kendisini zavallı bir hilkat garibesi gibi
hissederdi.
Kendisini
değersiz görüyordu..
İlkokuldan
beri aşık olduğu bir kız vardı. Adı Filiz’di. Aynı liseye gidiyorlardı. Filiz son
bir kaç senede gelişkin, alımlı bir genç kız olmuş, okulun basketbol takımındaki
bir çocukla flört etmeye başlamıştı.
Bir
gün, teneffüs vakti kalabalık okul bahçesinde tek başına dolaşırken Filiz ile
çıktığı o çocuğu gördü. Gözlerden uzak bir köşede, ağaçların altında gayet
samimi bir havadaydılar..
O
an kendisini o kadar mağlup, o kadar yıkılmış hissetti ki, bu dünyada
kesinlikle bir hiç olduğuna inandı..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder