Sözcük,
“konakçı olmak, mihmandar olmak, ev sahipliği etmek “ anlamlarına gelmektedir. Stephenie Meyer‘ın 2008′de
yayınladığı “The Host” romanının
başarılı bir şekilde filme aktarıldığını görüyoruz. Film, insanın dünyadaki macerasını anlatır. Çünkü her insan, bir
yerlerden gelip tekrar asıl geldiği yere döneceği için, GÖÇEBE’dir aslında… Bu yönüyle
insan, ilk önce anne karnına, daha sonra kendi bedenine ve en sonunda yaşadığı
dünyaya konuktur. İnsan ruhuna konak olan beden, aynı anda iki farklı ruhu
taşıdığında çelişkili kararlara, duygu ve isteklere neden oluyor, Melanie bu çelişkileri yaşar... Fakat
yaşadığımız dünya öyle mi? Aynı anda milyarlarca ruha konak olabiliyor. Burada
bir şekilde ötekileştirdiklerimiz, dışladıklarımız, İŞGALCİ olarak gördüklerimiz aslında bizimle
aynı hayatı, alanı paylaştıklarımız, hatta mutluluğumuzdur. Melanie’nin bedeninden kendi bedenine dönen GÖÇER, insan olan Ian
O'shea’ya âşık olmuş ve onunla mutluluğu bulmuştur. Güçlülerin AVCI,
zayıfların İŞGALCİ olduğu bu dünyada gerçekte mutluluğu,
barışı yakalamak; kimsenin kimseyi ötekileştirmeden birlikte yaşabilme iradesi
göstermesine bağlıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder